Bağlantı kuruluyor...
Instagram @msfltarihkulubu X (Twitter) @msfltarihkulubu Facebook /msfltarihkulubu YouTube MSFL Tarih Kulübü

MSFL TARİH KULÜBÜ

İnsanlık Tarihinde Kara Bir Leke: Çerkes Sürgünü

@neris 01/12/2025 16:05
Kafkasya, zengin yer altı kaynakları ve önemli jeopolitik konumu nedeniyle tarih sahnesinde hep büyük bir rol oynamıştı. Tıpkı güzelliği dillere destan bir prenses gibiydi. Bu prenses için farklı diyarlardan krallar birbiriyle savaşır, onu elde etmek için sürekli bir fırsat kollardı. Bu kralların en başında Rusya gelirdi. İngiltere, Fransa ve Osmanlı da bu güzelliğe kayıtsız kalamayanlardandı. Lakin Kafkasya’nın yüce dağlarını kendine ev edinmiş, asırlar boyu kendi içinde güzel bir yaşam süren Çerkesler, Kafkasya’nın kadim topluluklarındandı. Durum böyle olunca Çerkesler, kendini büyük devletlerin siyasi oyunları arasında oradan oraya hırpalanan bir oyuncak konumunda buldu. Bu devletler, yıllarca süren Kafkasya savaşlarından yarar sağlamak istedilerse de bir süre sonra Çerkesler’i Rusya’nın bir “iç sorunu” olarak görecek ve böylece kral, prensesi ölümcül bir dansa kaldıracaktı. Rusya’nın tarih boyu değişmeyen gayesi sıcak denizlere inip güneyde kalıcı olmaktı. Bunu yapmanın yolu bir mücevher gibi orada duran Kafkasya’yı ele geçirmekten geçiyordu. Emperyalist politikalar yürüten Rusya için bulunmaz bir nimet olan Kafkasya, tarihlerindeki kilit noktalardan biriydi. 1700’lü yıllara gelindiğinde bu emel için ilk çalışmalar yürürlüğe kondu. Çar 1. Petro 1711 yılında Astrahan valisi Araksin’e Çerkesya’yı işgal etmesini emretmesinin ardından Araksin komutasındaki 30.000 kişilik Rus ordusu Çerkesya’ya girdi. Önlerine çıkan her köyü yakıp yıkarak, geçtikleri yolda can bırakmayarak Karadeniz’e doğru ilerleyerek Kuban Limanlarını ele geçirdiler ve yağmaladılar. Çerkesler 7000 atlıyla durdurmaya çalıştıysa da topları olmadığı için başaramadılar. Sadece bu işgal sırasında Ruslar 43.247 Çerkes kadın ve erkeği öldürdü. Ayrıca binlerce hayvan çalıp yanlarında götürdüler. Ne yazık ki bunlar daha her şeyin başıydı. 1761 senesine gelindiğinde tahta çıkan II.Katerina, Petro’nun temellerini attığı planları hayata geçirmeye başladı. Çeşitli görüşmelerin ardından Ruslar’ın burada kalıcı olmak istediğini anlayan Kabardeyler’in (Çerkes boylarından biri) 1763 yılında Ruslar’a karşı saldırılara girişmesiyle Rus-Çerkes Savaşı da başladı. Ölümcül dansın ilk adımı atılmıştı. Seneler içinde ilerleyen gelişmeler Rusya’nın yararına olmuştu. 1792’de Yaş Antlaşması ile 1783’te Rusya tarafından işgal edilen Kırım’ın Rusya’ya geçmesi, Batı Karadeniz sahillerinin Osmanlı’nın elinden çıkması, Paris Barış Antlaşması’nda Çerkesler’in Rusya’nın bir iç sorunu olarak kabul edilmesi gibi gelişmeler Rusya’nın işini kolaylaştırmıştı. Paris Barış Antlaşması’nda Çerkesler’in yer bulamayışından istifade eden Çar II.Aleksandr Kafkasya’nın kesin fethine karar vermişti. General Prens Baryatinski Kafkasya Genel Valiliğine tayin edilmişti. Kurmay başkanlığına da Miliotune getirilmişti. Baryatinski hemen çalışmalara başladı. Rus-Kazak köyleri kuruldu, ormanlardan Çerkesler temizlendi, yardım gelmemesi açısından Kırım ablukaya alındı, Doğu ve Batı Kafkasya’yı hakimiyet altına almak için Şeyh Şamil üstüne harekat başlattı. Çerkesler bu durum karşısında ancak iç bölgelere doğru çekilebildi. 1858 2.Argun Seferi sırasında Şeyh Şamil son defa saldırıya geçti. Ayaklanan Nazran halkı Şamil’den yardım istedi. Ancak Şamil topçu ateşleri nedeniyle Nazran’a ulaşamadı. Ayaklanmaya karşı 6 süvari bölüğü 2 piyade taburu ve topla takviye birlikleri gönderen Rus kuvvetleri kaleyi kurtararak isyan liderlerinden dördünü Nazran’dan 2 km uzaklıktaki bir tepede astılar. 40 kadar çocuk rehine olarak ailelerinden koparıldı. Şamil çekildiği yerde son zamanlarını geçirirken yalnızca 400 kişi kalmıştı. Bu kadar kişiyle savaşın sürdürülmesi imkansızdı. 30 yıllık mücadelesini sonlandırmak zorunda kalan Şamil, yanında sağ kalan 50 kişi ile teslim oldu. Bunun üzerine General, Çar tarafından ödüllendirildi ve üç sene içinde uyuşmaz yerli halklara boyun eğdirip, onları temizleyip çıkardığı için tebrik etti. 1861 yılında Çerkes liderleri arasında bir kongre yapıldı ve bağımsızlık mücadelesine ne olursa olsun devam edilmesi gerektiğine vurgu yapıldı. Direniş 1 sene daha devam etti. 300 senelik Çerkes-Rus çatışmasında çok büyük kayıplar verilmişti. Ancak hala pes edilmemişti. İşgal edilen her toprağa Ruslar tarafından valilikler kuruldu ve namestnikler (genel valiler) atandı. 1863’te validen çara gönderilen mektupta şunlar yazıyordu: “Kesin olarak söyleyebilirim ki bu kış boyunca (1863-1864 kışı) sıradağların kuzey yamacında kalan ve bize boyun eğmeyen bütün halk buradan sürülecek ve bu bölge tamamen temizlenecektir.” Planlar kesindi. Etnik temizliğe gidiliyordu. Canice kıyımlar yaşanmıştı, yaşanıyordu ve daha da yaşanacaktı. Son olarak tek başlarına kalan Vubıhlar’ın direnişi 1864 Mart ayında yıkıldı ve bölgeyi boşaltmak için 2 ay izin istediler. Ancak Ruslar dinlemedi. Köyler, ormanlar yakıldı, yıkıldı. Halk kıyılara doğru sürüklendi. İmha planına devam edildi. 21 Mayıs 1864 günü, son Adige birliğinin de Rus ordusuna karşı savaşarak yenik düştüğü gün; Kafkas Savaşları’nın bittiği, Çerkes’ler için çok daha zor bir hayatın başladığı gündü. Ruslar’ın Çerkesler’den arınmış Kafkasya hayali gerçekleşmişti. Kafkasya’yı dahil etmeyerek Rusya’da kalmak isteyen Çerkesler için ise koşullar oldukça ağırdı. Dinlerini bırakıp Ortodoks Hristiyan olma, Rus çarının isteklerine koşulsuz şartsız itaat, mal varlıklarını Ruslar’a teslim etme, silahlarını teslim etme ya da Rus ordusuna hizmet verme, verimli toprakları olan Çerkesler’e kurak ve verimsiz toprak alması gibi koşullar sunulmuştu. Rusya böyle şartlar sunarak yaptığı eylemi tercihe bağlı gibi gösterip aslında göçe mecbur bırakmıştı. General Fadeyev daha en başında bir mektubunda şöyle demişti: “Bize Çerkesler değil Çerkesya lazım.” 1864 Ağustos ayında Kuzey Kafkasya’nın tüm geri kalanına bir ay içinde yerlerini terk etmeleri aksi takdirde herkesin savaş esiri olarak Rusya’nın muhtelif yerlerine götürüleceği bilgisi verilmişti. Bu emrin uygulanması demek Çerkesler’İn yok olması demekti. Zaten savaşlarda 10 Çerkes’ten 9’u ölmüştü. Dolayısıyla Çarlık Rusya’nın istedikleri coğrafyayı almak için uzun yıllar boyunca belli yöntemler kullandığını ancak zorla ana yurtlarından çıkarma ve katletme gibi iki “ana yöntem” uyguladığını söyleyebiliriz. Bu cani yöntemlere belli örnekler verebiliriz: teslim olmuş 100 Abzeh savaşçının içlerinde iki hamile kadın(Çerkesler de kadınlar da savaşır) ve beş çocuk bulunmasına karşın kılıçtan geçirilmesi, Çerkesler’in kafalarının kestirilip mızraklara taktırılarak toprağa dikilmesi, ayıların ve kurtların karı eşeledikçe ceset bulmaları, sürgün esnasında 50-60 kişilik gemilere 300 kişi bindirildiği için gemilerin batması, gemicilerin sefer başına para kazandıklarından dolayı insanları denize boşaltıp yeni sefer için gelmesi… 1864 baharında gerçekleşen son mücadelede Hodz Vadisinin çukurlarının cesetlerle kaplanması ve cesetlerin kan içinde yüzmesi, çatışmada sağ kalan çocukların birbirine bağlanarak topçu hedefi olarak kullanılıp imha edilmesi, Soçi’de bulunan Kbaade Vadisi’nin adının Krasnaya Polyana (Kızıl Çayır) olarak değiştirilmesi de bu insanlık dışı eylemlere örnektir. İşin sürgün kısmı göründüğünden çok daha kötüydü. Yolculuklar sırasında çokça insan ölüyordu ve ölenler denize atılıyordu. Yavrusu ölen anneler çocuğu denize atılmasın diye belli etmemeye çalışıyordu. Kalabalıktan dolayı mürettebat insanların üzerinde yürümek zorunda kalıyordu. Ayrıyeten salgın hastalıklar, erzak yetmezliği gibi sorunlar çok fazla can kaybına yol açıyordu. Osmanlı’ya ulaşıldığında bile sağ gelenlerin çoğu salgınlardan dolayı ölüyordu. Bir sene içinde göçmenlerin üçte ikisi öldü. Çocuklar mal gibi satıldı. Gençler hizmet için orduya alındı. Günümüzde Ürdün, Suriye, Türkiye Çerkesler’in yoğunlukta olduğu yerlerdir. 40 diaspora ülkesinde varlıklarını sürdürmeye ve kültürlerini yaşatmaya çalışmaktadırlar. Rusya sınırları içerisinde özerk devletler kurmuşlardır. ​Yeni hayatlar kurulmuş olsa da üzerinden zaman geçmiş olsa da sürgünün etkisi hiçbir zaman dinmedi. Çerkesler anavatanlarından kovuluşlarını, Karadeniz’in sularındaki kardeşlerini, omuz omuza savaşıp can veren soydaşlarını hiç unutmadılar. Senelerce Karadeniz’den çıkan balıkları yemeyi reddettiler. Duruşları belliydi. “Karadeniz en çok bize karadır!” dediler. Geçmişin tüm bu acılarına rağmen bir şekilde var olmaya ve kültürlerini yaşamaya ve aktarmaya devam ettiler. Yaşananları unutmamak amacıyla her sene 21 Mayıs yas günü olarak anılır. Ve yaşananlar tekrar hatırlanır. Önemli olan bunu dünyanın da hatırlaması ve kabul etmesidir. Soykırımlar asla bir nedene bağlanmamalıdır. İnsanlar etnikleri için dışlanmamalı ve öldürülmemelidir. Bu durum meşrulaştırılamaz. Haksızlığa uğrayan her toplum için farkındalığımızı yüksek tutmalı ve konuşmalıyız. Geçmişi unutmamalı, hatırlamalıyız. Bu bloğu Amin Maalouf’tan bir sözle bitirmek istiyorum, “Başımıza gelenler hep biraz da başkalarının hataları yüzündendir, başkalarının başına gelenlerde daima biraz bizim hatamızdır.”